etrafımda dönüyorum, dönüyor, dönüyor, dönüyorum. bir şeyler görmek istiyorum besbelli..  aslında ne istediğimi bilmeden dönüyorum.  sanki durursam bir şeyler olacak, kötü bir şeyler. o nedenle beni oyalayacakları da uzaklaştırıyorum çevremden, istemiyorum kimseyi. sadece dönmek dönmek dönmek istiyorum...

içimde korkularla zamanı doldurmaya çalışıyorum. kum saatine bakıyorum. orda sanki daha yavaş akıyor zaman. oysa senleyken zaman hiç geçmesin diye sürekli ters çevirmek isterdim saati, kumları akmasın, dursun dursun isterdim anların, anılar içinde yaşarken.

şimdi anı yok, anlar ise öyle yavaş, öyle işkenceci zihniyetli ki... o yüzden dönüyor dönüyor dönüyorum...




İŞTE SANA BÖYLE AŞIĞIM!!! DİYEMEDİM.

Giderken; nasıl ki birkaç sene önce hayatında yoktum öyle düşün, öyle dayanmaya çalış, dedin.

 

Sustum… Diyemedim, senden öncemi hatırlamıyorum. Sanki sen hep vardın. Sanki sen hep benim elim, kolum, ayağım; kalbim, ruhum, dayanağımdın. Diyemedim, sana bu kadar bağlıyım diye; diyemedim artık eşinim, eşimsin, artık sensiz tahayyül edebildiğim bir ben yok diye.

 

İşte sana böyle aşığım, işte sana böyle bağlıyım. Ayıramamam seni kendimden, ayrı düşünememem bundandır, sana olanın benim canımı yakması bundandır. Sesinin cıvıltısıyla neşe bulup, kırıklığıyla tuzla buz oluşum bundandır… Diyemedim. Diyemem.

 

Yokluğuna ancak senle dayanabilirim, anlamışsındır artık umarım. Yokluğuna ancak senle ve senli olan/olduğum/olduğumuz yerlerde/şeylerde katlanabilirim.

devrik cümleler içinde devrilen korkular...


her günümü yüzünü göremeden, elini tutamadan geçirirken, ya bu artık hep böyle olur korkusuyla...
her sabah kalkıp tüm perdeleri açıp yola bakıp seni uğurlayamazken (artık pek de memnun olmadığın işyerine), ya bir daha arkandan el sallayamazsam korkusuyla...
her akşam 19.30-20.30 arası aramanı beklerken, ya bugün ya da artık hiçbir gün  sesini duyamazsam korkusuyla...


çalan telefona koştuğumda, duyduğum "karıcım" sesindir, dayanmama yol açan...

pregnancy calendar